Telefon:

0312 235 33 11

Mobil:

0 530 626 98 89

Adres:

Mithatpaşa Cad. 51/2 Çankaya/ANKARA

Aile içi iletişim

Aile toplumun bütünlüğünü, sürekliliğini sağlayan uyum ve gelişme düzeyini belirleyen en önemli  ‘En küçük toplumsal kurum’dur. Toplumsal bir kurum olan ailedeki iletişim çocuğun tüm yaşamını yönlendirmesine kaynak teşkil edebilecektir. Çocuk doğumundan ölümüne kadar, toplumla ilişkisinde aile içindeki iletişiminin devamını sağlayacaktır. Bu nedenle aile ve aile içi iletişimin incelenmesi; eğitimcilere, velilere ve öğrencilere birçok katkı sağlayacaktır.

Bu çalışmada sağlıklı aile ve iletişim, anne, baba ve çocuklar arasındaki iletişim, İletişimi Kolaylaştıran ve Engelleyen Faktörler, Sağlıklı ve Sağlıksız Ailede Çatışma gibi konular ele alınmıştır. Günümüzde aile, genel olarak ‘Geleneksel geniş aile’ ve ‘modern çekirdek aile’ diye iki tipte belirlenmektedir. Daha çok, az gelişmiş ülkelerde, kırsal kesimde yaygın olan ‘Geniş aile’ tipi birkaç kuşağı bir arada, çoğu kez aynı çatı altında olan bir ailenin yaşamını yansıtır.

Aile bireyleri arasında cinse, yaşa ve aile içindeki duruma göre düzenlenmiş ataerkil bir hiyerarşi vardır. Çekirdek ailede ise birbirlerine kan ilişkisiyle bağlı, ana-baba ve çocuklardan kurulu iki kuşağı içeren dar bir toplumsal birimdir. Aile içindeki etkileşimler bir sistem oluşturur. Aile sistemi ile aile içindeki bireylerin; ana, baba, kardeşler varsa diğer (amca, dede, teyze vb.) kimselerin birbirleriyle nasıl etkileşimde bulunduklarını düzenleyen kuralların tümünü kastederiz.

AİLE İÇİ İLETİŞİM
AİLE İÇİ İLETİŞİM

Aile sistemi bir bütün olarak düşünmelidir. Aile içindeki bireylerin birbirleriyle etkileşimlerinden oluşan bir düzendir. Her bir aile üyesinin diğerleriyle ilişkisi vardır. Bu ilişkiler içinde her birey, kendi benlik bilincini ve kişiliğini oluşturur.

SAĞLIKLI AİLE VE İLETİŞİM

Sağlıklı aile düzeni, ailenin gereksinimlerini doğal olarak karşılar ve her aile üyesi, o aileye ait olmaktan mutludur. Sağlıksız ailede ise gereksinimler karşılanmaz ve aile bireyleri mutsuzdur. Sağlıklı aile yapısında,bireyler kendilerine oluşan görev ve sorumlulukları yerine getirirler,aralarında olumlu duygusal bağ vardır ve sürekli gelişim gösterirler. Aile kendi üyelerini değerli bulur ve aile üyelerini benlik değerlerini olumlu yönde geliştirir. Aile toplumla dengesini kurmuştur. Ne toplumdan kopar, ne de başkasına tamamen boyun eğer. Kısacası; sağlıklı aile, insanların psiko-sosyal yönden olgunlaşmasını sağlar. Olgun insanın özellikleri şunlardır:

  • İyi belirlenmiş benlik sınırlarına sahiptir
  • Kendini değerli bulur.
  • Yaşamın değişik yönleri arasında denge kurar.
  • Duygularını tanır ve ifade eder

Ailedeki ilişkiler arasında en önemlisi, ailenin temelini oluşturan karı-koca arasındaki ilişkilerdir. Bu ilişki ne kadar sağlıklı ise ailenin temeli o kadar sağlamdır. Sağlam temeller üzerine kurulan ailede algılama, düşüncelerini ve duygularını ifade edebilme, neyi istediğini ya da istemediğini belirtme ve kendi istediği yönde geliştirme özgürlüğü vardır. Aile içindeki iletişim bu özgürlükleri ya canlı tutar ya da sürekli baltalar.

Ailede bulunan iletişimin niteliği anne-babanın, çocukların ruh sağlığını ve kişilik yapılarını etkiler. Kişinin kendi algılayış ve görüş tarzı olarak tanımlan benlik yapısı, bebeğin doğumundan başlayarak çevresindekilerle kurduğu iletişimine bağlı olarak gelişir. Çocuk çevresinde kişilerle kurduğu iletişim sonucunda kendi benliğini betimleyici bazı düşünce ve görüşler edinmeye başlar. Özellikle kendisine yakın olan kişilerin (anne, baba gibi) tutum ve değerleri bebek için önemlidir.

Karnının doyurulması, kucağa alınıp sevilmesi, ilgi gösterilmesi, kendisi ile ilgili olumlu algılar geliştirmesine ve kendine değer verme duygusunun gelişmesine neden olur. Bu duygu öğrenme yoluyla gerçekleştirilir ve bir kez oluştuktan sonra, artık diğer insanların kendisini gerçekten nasıl değerlendirildiklerinden bağımsız olarak varlığını sürdürür ve bireyin tüm davranışlarını etkiler. İletişim bozukluklarında benliğin algılanışında bozukluk meydana gelir.

Güvensizlik, değersizlik ve suçluluk duyguları ile biçimlenen benlik kavramı, bireyin kendisine ve çevresine karşı güvensizlik duygusu geliştirmesine ve uyum sağlama yeteneğinin zayıflamasına neden olur. Ailede iletişimin sağlıklı olması için bireylerin kendilerini iyi tanımaları gerekir. Kendini tanıyan bir insan karşısındaki insanları da tanıyabilir, konuşmaların değil, davranışların da ne anlama geldiğini yorumlayabilir.

ANNE – BABA –  ÇOCUK ARASINDA İLETİŞİMİ KOLAYLAŞTIRAN FAKTÖRLER

  1. Aktif Dinleme:

    Bir kimsenin ilettiği sözlü mesajların arkasındaki sözel olmayan mesajları da doğru olarak anlayabilmektir. Burada istenen iletişim karşılıklı saygıya dayanmaktadır. Karşılıklı saygı anne baba ve çocukların reddedilmekten korkmadan duygu ve düşüncelerini iletmeleri söz konusudur. Etkin dinleme tekniği yoluyla aile bireyleri birbirlerini daha iyi anlayacaklardır.

Hatırlanması Gereken Noktalar;

  • İletişim dinlemekle başlar ve çocuğun duygu ve düşüncelerini anladığınızı gösterir.
  • Etkili bir dinleme, göz temasını ve iyice dinlediğinizi açıkça belirten bir duruş gerektirir.
  • Dır dır etmekten, eleştirmekten, tehdit etmekten, konferans vermekten, cezalandırmaktan ve alay etmekten kaçının.
  • Çocuğunuza en iyi arkadaşınıza davrandığınız gibi davranın.
  • Karşılıklı saygı, çocuğun duygularını kabullenmeyi gerektirir.
  • Çözümlemeci dinleme çocuğun duygularını ve düşüncelerini duymak ve bunu belirterek çocuğun bunu anlamasını sağlamayı gerektirir. Bu çocuğa kendini daha açıkça göstermesini sağlayacak bir ayna tutmakla eşdeğerdir.
  • Diğer kişinin duygu ve düşüncelerini belirterek açık yanıtlar vermeyi öğrenin.
  • Çocuğun duygularını görmezlikten gelen tıkayıcı yanıtlardan kaçının. Bu çocuğu işitmediğinizi ve anlamadığınızı gösterir.
  • Çocukların öğrenmesine izin verin. Kendi çözümlerimizi onlara empoze etmekten kaçının.
  1. Ben Dili Kullanmak:

    Günlük yaşamda karşımızdakine yönelik olumsuz, kızgın duygularınızı dile getirmek için çoğunlukla ‘Sen zaten hep böyle davranırsın, çok anlayışsızsın’ gibi sen dilinin hakim olduğu ifadeler kullanırız.

Gordon’a göre kızgınlık birçok temel duygunun (merak, yalnızlık, itilmişlik, üzüntü, kaygı, ,haksızlık gibi ) sertleşmiş, şekil değiştirmiş ifadesidir. Örneğin çocuğumuzu merak ettiğimizde, uzun süreli kaygılı bir bekleyişten sonra çocuk kapıyı çaldığında ilk tepkimizi ‘Neredeydim? Sen ne düşüncesiz çocuksun!’ gibi öfke gösterisinde bulunuruz. Bunun karşısında gerçek temel duyguyu dile getirebilseydik ‘ Geciktiğin için seni ölesiye merak ettim. Öyle korktum ki… Yukarıda örneğini verdiğimiz gibi ben dilinin kullanıldığı Bçç mesajlarda üç ögeyi görüyoruz.

  1. Sorun olan davranışın açık bir tanımı. Gecikmesi.
  2. Sorun olan davranışın, anne-baba üzerindeki etkileri. Merak etmeleri.
  3. O davranışa yönelik duygular. Öyle korktum ki …

Sen dili yerine ben dili kullanıldığında, çocuğunuzda olumsuz olarak yargılayan mesaj yerine, anne babanın sorun karşısındaki duyguları dile getirileceği için çocuk kendi kişiliğine yönelik bir eleştiri olarak algılamayacaktır. Hatırlanması Gereken Noktalar;

  • Kızgınlık kendinizden (özel yaşantınızda, kendi sorununuzda) kaynaklanıyorsa, önceden tedbir alıp durumu açıklayın. (Bugün çok sinirliyim, beni rahatsız etmeyin) yerine ‘ Bugün çok yorgunum, gürültüye tahammül edemeyeceğim.’
  • Duygu ve düşüncelerinizi sen dili yerine ben dili ile açıklayın. (Kavga etmeyin, uslu durun) yerine ‘ Kavga ettiğiniz zaman hem başım ağrıyor, hem de üzülüyorum.’
  • Suçlayacağınıza, davranışı tanımlayın. ‘Gerizekâlı’, ‘tembel’ yerine ‘Yemeğini dersini vaktinde bitirmediğin zaman huzursuz oluyor ve üzülüyorum.’
  • Karşı tarafa yükleneceğinize, davranışın veya durumun kendi üzerindeki etkisini açıklayın. ‘ Sınıfta kalacaksın’ ‘Hasta olacaksın’ ‘büyümeyeceksin’ yerine yaptığın zaman çok vakit kaybediyorum, çok da yoruluyorum.
  • Tehdit edeceğinize duygularınızı açıklayın.’ Bu evden gideceğim’ ‘Seni geberteceğim.’ Yerine ‘Çok sinirleniyorum, kızıyorum kırılıyorum gibi cümleler kurun.

3.Göz Teması:

Kişiler arası ilişkilerde, iletişim kurulan kişinin doğrudan gözlerine bakmak, genellikle ‘Sana ve senin anlattıklarına önem veriyorum’ mesajını, sözsüz bir biçimde diğer kişiye iletir. Örneğin, çocuğunuz size bir şey anlatmak istediğinde başka işlerle meşgulseniz, çocuğunuzun mesajını tam olarak alamayacaksınızdır. Oysaki yakın bir mesafeden göz göze iletişimle çocuğunuzun size iletmek istediklerini doğru algılayıp, ona göre geri bildirimde bulunacaksınızdır.

Sağlıklı Ailede Çatışma Çözümünde Kullanılan Kurallar

Duygu ve düşünceler, azaltılmadan ve abartılmadan olduğu gibi ortaya konulmalıdır. Sorunlar şimdiki süreç içinde ele alınmalı ve eski birikimler işin içine sokulmamalıdır. Karşıdakine uzun konuşmalarda nasihat verilmemeli, davranışlar somut bir biçimde ayrıntılı olarak ele alınmamalıdır. Yargılamaya gidilmemeli, kişiler kendi duygu ve düşüncelerini belirtmelidirler. Duygu ve düşünceler, ne az ne eksik, olduğu gibi ifade edilmelidir.

Karşısındakinin ne beklediğine ya da en mükemmel olması gerekene göre ifadeler kullanılmamalıdır. Konunun özü ile konuya ilişkin olmayan ayrıntılar birbirinden ayırt edilmelidir. Çatışma konusunda aktif dinleme kullanılmalıdır. Belirli bir zaman konusu içinde ancak bir çatışma üzerinde durulmalı, başka çatışma konuları tartışmaya katılmamalıdır. Birinin haklı çıkması yerine her iki tarafın da anlaşabileceği bir çözüme yönelinmelidir.

AİLE İÇİ İLETİŞİM
AİLE İÇİ İLETİŞİM

Anne-Baba İletişimi

Kadın ve erkeğin oluşturduğu karı-kocalık, özel bir, insan insana dayalı ilişki biçimidir. İki ayrı kişiliğe sahip insanın birlikteliği ile kurulan yeni bir dünyadır. Bu yenidünya içinde aileyi oluşturan eşler birbirlerinin davranışlarına destek ve yardımcı olarak, ortak amaçlar, beklentiler, ilkeler, kurallar yeni bir sistem oluştururlar. Bu yeni sistem içinde karşılıklı olarak bazı özverilerde bulunurlar.

Çünkü, eşlerin her biri evlilikten önce kişilik yapılarını ve alışkanlıklarını sürdürmeye çalışırken, bunun yanı sıra eşiyle anlaşmak, bütünleşmek gereksinimi de duyarlar. Geleneksel evliliklerde, kişinin kim ile evleneceğine ana-babası karar verir. Bu gelenek, küçük kasaba ve kırsal bölgelerde, özellikle kızlar için hala geçerlidir. Kişiler, kendi mutlulukları için değil, kendi dışlarında bazı güçlerin düşündükleri bir yaşan düzenini gerçekleştirmek için evlendirilirler.

Çiftlerin durumu

Eşlendirilen çiftler, kendi istedikleri gibi bir yuva kurmakta özgür değildir. ‘’Kız tarafı’’ ve ‘’Oğlan tarafı’’ çocukların nasıl bir evlilik kuracağına karar verirler; ne var ki çoğu kere iki tarafın beklentileri birbirinden farklıdır. Yeni evlenen çiftin mutluluğu üzerinde durup düşünülecek, saygı duyulacak bir yön değildir; bu ‘’taraflar’’ kendi dediklerinin olması için genç evliler üzerinde ellerinden gelen baskıyı kullanırlar. Öbür taraf kızacak korkusu çocukların mutluluğundan daha önemlidir. Sözün kısası kadın ve erkeğin sistem içindeki sorumluluk alanları da belirlenmiştir.

Çağdaş evliliklerde de arkadaşlık ögesi güçlüdür ve paylaşılan şeylerin sayısı daha fazladır. Başarılı bir evliliği sürdürebilmenin bazı kuralları vardır. Öncelikle; eşler arasında kurulan iletişim dengeli ve sağlıklı olmalıdır. Bunun için, eşlerin, dostça bir beraberliği örselemeden, kendilerinin ve başkalarının kişilik gelişimlerine olanak sağlayacak şekilde davranmaları gerekir. Bunu gerçekleştirirken de, işbirliğini sürdürmeleri, birbirlerine saygılı davranmaları, eve çocuklara ve yakın dostlara karşı sorumluluklarını ihmal etmemeleri gerekir.

Eşler birbirleriyle çatışacakları yerde, birlikte gelişebilmek için uğraş vermelidirler. Çünkü evlilik karşılıklı güven üzerine kurulur. Anne-babanın birbirleri ile kurdukları iletişim biçimi birlikteliklerin mutlu veya mutsuz olmasını belirlerken aynı zamanda çocukların kişilik yapılarını, ruh sağlıklarını da etkileyecektir.

ANNE-BABA-ÇOCUK İLETİŞİMİ

Anne-baba-çocuk iletişiminin, çocuğun tüm gelişimleri üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu kuşkuya yer vermeyen bir gerçektir. Aile içinde bireyler arasında kurulan iletişim diğer bireyleri de etkilemektedir. Bu ilişki şu şekilde ifade edilebilir. Anne-baba arasındaki iletişim çocuğu, çocuğun annesi ile olan iletişimi babayı, çocuğun babası ile ilişkisi anneyi etkiler. Çünkü kişiler arasında iletişimde kişiler hem alıcı hem de verici roldedir.

Anne baba çocuk arasındaki iletişim üçgenindeki iletişim biçiminin bireyler üzerinde kısa veya uzun süreli etkileri olabilir. Aile içindeki üyeler birbiriyle iletişimleri çocuğun dünyasını etkiler. İletişim evdeki ilişkiyi ve buna bağlı olarak da dünyadaki olayları belirleyen en önemli faktördür. İletişimin olumsuz olduğu durumlar özellikle çocuğun gelişmekte olan benlik kavramı üzerinde olumsuz etkiler yapan bir güç durumuna gelir.

Anne ve babanın çocukla kurdukları iletişim çocuğun aile içindeki değerini rolünü yerine göre değişir. Anne baba çocuğun oluşturduğu ortak ilgi ve sevgi anneyle babaya ruhsal doyum sağlar. Aile içindeki başarılı ilişkiler mutlu, kaygısız, güvenli bireylerin oluşumunu sağlar. Anne baba çocuk iletişiminde yaşanan önemli bir sorun tutarsızlık sorunudur. Bu sorunla anlatılmak istenen, anne ve babanın çocuğa karşı söylediklerinde uygulamak istedikleri disiplinde birbirinin zıttı davranışlar istemeleridir.

Bu da çocukta çelişkiye, saldırganlığa ve uyumsuzluğa yol açar. Anne babanın tutarsız olmasında uyguladıkları disiplin anlayışı da oldukça önemli yer tutar.

ANNE-BABANIN DİSİPLİN ANLAYIŞI Niçin  Disiplin?

Disiplin düzenli bir yaşam sistemidir. Disiplinli bir insan dediğimizde, yaşamını bilinçli bir şekilde ele almış ne yaptığını bilen günlük yaşamını bilinçli bir şekilde gerçekleştiren bir kimseden bahsederiz. Disiplinli yaşamda rastgele olmayan bilinçli düşünülmüş sağlıklı ve düzenli bir yaşam demektir. Bu çevrede ailede disiplin aile bireylerinin günlük yaşamlarını bilinçli ve sağlıklı bir biçimde yürütmelerini sağlayan bir düzen veya yaşam tarzıdır.

Her ailenin disiplin anlayışı birbirinden farklıdır. Bazı anneler babalar disiplini bir baskı aracı olarak görürken bazıları da disiplini doğrudan doğruya ceza vermeyi disiplinin gereği sayarlar ve disiplini sadece çocukları için düşünürler. Oysaki disiplin bireylerin içinde yaşadıkları topluluğun genel düşünce ve davranışlarına uymalarını sağlamak amacıyla alınan önlemlerin tümü olarak tanımlamaktadır. Görüldüğü gibi disiplin sadece çocuklara özgü bir olay değildir.

Disiplin kural ve yasaklarının yaptırımlı olması için uygulayıcının da uyması gerekir. Evde disiplin yürümemesinin en önemli nedeni yetişkinlerin ‘dediğimi yap yaptığımı yapma felsefesiyle yaptırımlara girişmesidir. Örneğin; karısını ve çocuklarını döven bir babanın çocuğu kardeşini döverse dayak yiyen çocuk ne düşünür. Disiplinde işlenen tutarlı bir yöntem yoksa orada disiplinden söz edemeyiz. Zaman zaman katı sert tutumlar zaman zaman aynı konularda hoşgörü ya da aldırmazlık biçiminde çeşitli davranışlar o ailede tutarlı bir disiplin yöntemi olmadığını gösterir.

Tutarsız disiplin davranışı biçimde incelenebilir.

1.Devamsızlık:

Evde kuralların süreklilik göstermesi gerekir. Süreklilik izlemeyen kuralların kalıcı olması ve uygulaması güçleşir. Örneğin; derslerini bitirmeden arkadaşlarıyla oyun oynamasına izin verilmeyen bir çocuk ilk gün derslerini bitirdikten sonra dışarı çıktı, ikinci gün çok ısrar etti anne izin verdi, üçüncü gün derslerini yapmadan çocuğun dışarı çıkmaması için baskı yapılması.

2.Keyfi değiştirmeler:

Konular kuralların gerekli bir gerekçe olmadan değiştirilmesi, yine kalıcılığı güçleştirir. Çocuk konulan kurallara uymadığı gibi direnç, kırgınlık ve isyankarlık gibi duygular yaşar. Evde sürekli tartışmalar yaşanır. Örneğin hafta sonları arkadaşlarıyla sinemaya gidilmesi izin verilen Mehmet’e o hafta sonu izin verilmemesi. Gerekçesini sorduğunda ise anne ya da babanın bugün keyfim yok çıkmayıver demesi. Bu örnekte de görüldüğü gibi keyfi değiştirilen kurallar devamlılık göstermez ve sürekli tartışma olur.

Hayırların gerçek hayır olmaması: Yapılması istenen bir şeyin, herhangi bir nedenle yapılmasına izin verilmesidir. (çocuk çok ağladığı için o gün evde çok misafir olduğundan anne-baba o gün uğraşmak istemediğinden vb.) Yeni hayırların sonradan’ hadi peki, ama bu seferlik’, ‘al, alda sus artık’, ‘aman, peki peki…’ye dönüşmesidir.

SÖZEL DİSİPLİN YÖNTEMLERİ Kızıp Bağırma:

Çocuk olumsuz bir davranışta bulunduğu an, aile bireyi kızarak bağırarak ikaz eder. Örneğin ne laf anlamaz çocuksun. Bu tür yaklaşımlar çocuklarda bir süre sonra alışkanlık haline gelir ve aldırmazlar.

Tehdit etme

Olumsuz davranış yapması durumunda çocuğun istemediği veya korktuğu bir şeyle tehdit edilmesidir. Örneğin gebertirim seni bu tür tehditler küçükken etkilidir. Büyüdükçe çocuk üzerindeki etkisi geçer ve aldırmazlar.

Sözle hor görme

İstenilen bir şeyi çocuğa aşağılayıcı küçük düşürücü sözler söyleyerek yaptırmaya çalışan aptal geri zekalı ne olacak.

Beddua etme

Allah belanı versin gözün çıksın emi buda kızıp bağırma gibi bireyin kızgınlığının boşalmasında başka bir işe yaramaz. Çocuk zamanla buna alışır ve etkili olmaz.

Sevgiyi esirgeme

Çocuk beklenilen davranışı göstermediği zaman seni artık sevmiyorum git benim çocuğum değilsin git komşunun çocuğu ol gibi sözler çocuğu çok sarsar, zira anne babanın sevgisine çok muhtaçtır. Çocuk söylenilenlerin gerçek olduğuna inanır ve kendini aile dışına itilmiş hisseder. Bunun gibi çocuğa olumsuz davranışından dolayı küsmek aldırmaz görünmek hiç konuşmamak ta çocuğa aslında davranışını değiştirmesi için bir şans tanımaz, ancak onu dolaylı yoldan cezalandırır.

FİZİKSEL DİSİPLİN YÖNTEMLERİ (CEZA, DAYAK)

Çocukların olumsuz bir davranışına engel olmak veya istenen davranışın yapılmasını sağlamak amacıyla fiziksel disiplin yöntemi uygular. Çocuğu dövmek, karanlık odaya kapatmak, ceza vermek bu yöntemin uygulamalarındandır.

CEZANIN ÇOCUK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Ceza, kötü davranış uyguladığı ya da tehdit ettiği anda durdurulabilir. Fakat uzun ürede etkisi kaybolur. İstenmeyen davranışını yalnızca yalnızca cezayı uygulayan kişi olduğu sürece engelleyebilir. Ceza yalnızca istenilmeyen hoş görülmeyen davranışı gösterir. Fakat onun yerine ne yapılacağını göstermez. Ceza kötü davranışını durduruyor görünebilir. Fakat gerçekte onu pekiştirebilir. Ceza kaçınma davranışını uyarabilir. (yalan söyleme, aldatma, geri çekilme vb.) Sık ceza verilmesinin çocuğun benlik kavramına zararlı etkileri vardır. Çocuklarına sık ceza veren anne babalar çocuklarında benzer davranışları benimsemelerine neden olurlar.

YETİŞKİNLER CEZA YÖNTEMİNİ KULLANIRKEN ŞU HUSUSLARA DİKKAT ETMELİDİRLER

Ceza, istenmeyen davranışa uygun olmalı ve olabildiğince çabuk uygulanmalıdır. Ceza nedenine ilişkin anlaşılabilir bir açıklama, iyi davranışa yöneltecek bir rehberlik eşlik etmelidir.

DAYAK VE ÇOCUK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Çocuk eğitiminde dayağın yeri ve eğitici bir yanı yoktur. Çünkü dayak yiyen çocuk; Yaptığı olumsuz davranış üzerinde düşünmesi, düzeltmesi, hatasını anlaması gibi bir fırsat tanınmadığı için dayak yemekle, yaptığının ya da yapmadığının karşılığını ödemiş olmakta, olumsuz davranışı düzeltmek konusunda bir etkisi olmamaktadır. Dayak yiyen çocuk anne babaya kızgınlık düşmanlık, nefret duyar. Dayak yiyen çocukta saldırganlık duyguları gelişir. Dayak yiyen çocuk kendini güçsüz, aciz hisseder. Kendinden utanır özgüveni sarsılır. Zihinsel faaliyetlere yoğunlaşma isteği azalır. Okuldaki akademik başarısı düşer, zararlı alışkanlıklara yönelim hızlanır. Düşük düzeyde benlik tasarımı ve öz saygı oluşur. Erken yaşta bedensel uyarımlar, seksüel bozukluklara ve sapmalara yönelir.


WhatsApp Bilgi Hattı